Şarabın
başlıbaşına bir kültür olduğunu maalesef çok geç keşfettim. Boşa
geçmiş gibi görünen çok uzun yıllarım olmasına rağmen bugünkü
damak tadımın oluşmasında büyük katkısını yadsıyamam. Şarapla
ilgili en eski anım, henüz lise öğrencisi iken bir yaz günü İzmir'in
öğle sıcağında boş bir arsada galonluk Dimitra Kopulo şarabını
bitirip uzun süre şaraptan uzak durmamdır. O tarihlerde piyasadaki şarapların
bugünkü kalitede olduğunu söylemek mümkün değil. Daha iyi şarapları
edinecek mali güç de bizde yoktu maalesef..
Şarabın bir merak halini alması daha sonra da yaşamımın bir parçası
haline gelmesi ise Amerika maceram sırasında yaptığım bir bağ
ziyareti ve şarap tadımı ile başlar. O tarihe kadar yemeklerde zaman
zaman şarap tercih etmeye (beyaz şarap) başlamıştım ama şarabı
sadece yemeğe eşlik eden bir çeşit içecek olarak görüyordum. Henüz
şarabın lezzetinin farkına varamamıştım. Şu aralarda ise genellikle
tercihlerimi (sıradan bir şarap olmaması kaydı ile) şarap yönünde
kullanıyorum. Eğer denediğim şarap devam etmeye değer özellikte değilse
ve değiştirebileceğim başka şarap yoksa, şişeden şişeye değişiklik
gösterme ihtimali çok az olan tanıdığım, bildiğim rakı, viski gibi
içeceklere dönmekten hiç gocunmuyorum. İlk tercihim şarap olsa da
illa şarap içeceğim diye bir takıntım yok.
Şarabı bir yemeğin en iyi tamamlayıcısı olarak görüyorum. Ama
iyi şaraplar söz konusu olduğunda şarabın lezzetini herhangi bir
yemek ile öldürmek (yok, çok ağır oldu; öldürmek yerine soldurmak
diyelim) bana pek cazip gelmiyor. İyi bir şarabı mutlaka yemekten önce
içmeyi tercih ediyorum. Yemekte aynı şarapla veya değişik şaraplarla
devam etmek elbette çok güzel ama aynı lezzeti alamıyorum.
Nerede okuduğumu ve kimin söylediğini hatırlayamıyorum ama şarap
dünyasında adı saygı uyandıran bir dünyalı "Size şarap hakkında
bilmeniz gerekenlerin %75ini 2 saat içinde anlatabilirim. %15lik daha
detaylı bölümünü ise birkaç haftalık bir kütüphane çalışması
ile elde edebilirsiniz ama geriye kalan %10luk kısmını öğrenebilmeniz
ömür boyu sürecektir" demiş.
Ben genel olarak bu sınıflandırmaya katılıyorum ama oranlar
konusunda o kadar iyimser değilim. Ömür boyu sürecek bölümün oranının
daha yüksek olması gerektiğini düşünüyorum.
Kimbilir? Belki de hala yolun başında olduğumdandır. Ne dersiniz?