Gazlı Mangal

Back Up Next

Çoğunuz biliyorsunuz, ODTÜ Endüstri Mühendisliği Mezunlarının bir elektronik haberleşme listesi var. Bu listede akla gelebilecek her şey konuşuluyor. Son zamanlarda bu listede benim Internet erişimimdeki 20 günlük kesintiden faydalanarak aklının ermediği konularda ahkam kesen, hem de attığı zaman mangalda kül bırakmayan geri kafalı, küllü mangalcı bir dinozor türemiş. Adam çok ihtiyar olduğu için yeniliklere ayak uyduramıyor. Teknoloji ile ilişkisi ampul değiştirmekle sınırlı kalan ve hala buharlı lokomotiflerin en gelişmiş makinalar olduğunu düşünen bu hamşo üstelik bana da “tüpgazlı mangalcı” demiş!!! (Tahir Efendi diye bir şiir vardı diil mi?) İşin fenası, bu kendini bilmez, kömürlü-küllü mangalcı hamşo sadece bana laf dokundurmakla kalmamış, canımız ciğerimiz güzelim T-Bone Steak’imize de “sert olur, yenmez” vs diye çamur atmış!!!

Efendim, bendeniz yıllarca “mangal dediğin kömürlü olur” savunmasını yaptığım halde bundan 4 yıl kadar önce, her öğünde küçük bir dana kadar et tüketmenin dayanılmaz hafifliğine kapılarak ve her öğün için saatlerce mangalla uğraşmaktan gına getirerek, içim kan ağladığı halde “hadi bi deneyelim” diye bir gazlı mangal edinmiştim. Gazlı mangalım ile birbirimize ısınmamız 1-2 ay kadar sürdü diye hatırlıyorum. Bu süre zarfında mangalda pişen etin lezzetinin mangal ateşinin kömürlü olup olmamasına değil, tamamen mangalcının maharetine bağlı olduğunu anladım. Pişireceği malzemeyi ve ateşi iyi tanıyan bir mangalcının uygun bir marinasyon ile maksimum lezzette pişiremeyeceği bir şey olamaz. Ben uzun zamandır gözümü Turgut’a dikmiş vaziyetteyim ama gerektireceği marinasyon biraz gözümü korkutuyor.

Geçenlerde meslekdaşımız/fotoğrafçımız/komşumuz/web-ağamız/dostumuz Zeki Berk gazlı mangalımıza ve T-Bone Steak’imize dil uzatma cüretini gösteren bu hamşoyu sülalesi ile birlikte yemeğe davet etti. (tabii bizi de) CarrefourSa’dan adambaşına (çocuklar dahil) bir adet hesabıyla dev boyutlarda T-Bone Steak’ler alarak güzeeelcene marine etmiş. Sıklıkla biraraya gelip yemek yiyen gruplarda kendiliğinden bir işbölümü oluşur. Bizim grubumuzda da oluşan işbölümünde bilumum mangalcılık işleri bana düşmüş durumda olduğu için bulunulan mekan hangimizin evi olursa olsun, genellikle mangal işleri bana kalır. Bahçedeki yemek masasının yakınına da bizim gazlı mangalımızı konuşlandırmış. (Zeki ile evlerimiz yanyana. Birçok gereci ortak kullanmamıza rağmen bazı gereçlerden gidip ikişer tane alırız. Mangallarımız da ayrı fakat özdeştir)

Yemek öncesi hoş-beş, içkiler filan derken sıra yemeğe gelip te kocaman bir tepsiye dağ gibi yığılmış her biri yarım okka çeken dev T-Bone Steak’ler mangalın yanına getirilince herkes heyecanlandı. Zaten o saate kadar açılan şarapların hepsinden tatma bahanesi ile yarısını tüketmiş olan bizim hamşo özenle pişirdiğim yumuşacık T-Bone Steak ile birlikte parmaklarını da yedi. Umarım T-Bone Steak hakkında bilmeden gaflet ve delalet içinde ileri-geri konuştuğu/yazdığı için utanmıştır.

Gelelim gazlı mangalın faydalarına:

Mangalı yakmanız ile istediğiniz kıvanda ateş elde etmeniz arasındaki süre 3 dakika kadar oluyor.

Kömür isi-pisi-tozu ile uğraşmak zorunda kalmıyorsunuz.

 Kömür dumanı yok.

Sadece iki kalem pirzola pişirmek için bile yakabiliyorsunuz. Üşeneceğiniz birşey yok.

İstediğiniz kıvamdaki ateşi hiç ısısı değişmeden saatlerce sürdürebiliyorsunuz

Kaliteli gazlı mangalların “smoke” düzenekleri var. Temel olarak 2 işe yarıyor:

 İstediğiniz ağacın yongasını bu bölüme koyarak ağacın kokusunun ete sinmesini sağlayabiliyorsunuz.

Mangalın ateşini ayarlayarak ve kapağını da kapatarak “dumanda pişirme” (smoke) yapabiliyorsunuz.

 Kaliteli bir gazlı mangalın tek bir dezavantajı var o da biraz pahalı olması....

Afiyet olsun.

Turgut 'un bu yazıya cevabı....

Sinan denen "öbür hamşo" teknoloji ile yakınlığımı abartmş. Bizim evde ampulleri ben değiştir(e)mem, olaya katkım Renan komutan ampulü değiştirirken "dikkat et çarpmasın" demekle sınırlı. Otomatik olmadığı sürece sigorta da değiştire(e)mem, otomatik olanlarının düğmesine basmayı beceriyorum (onlar da "pat" diye geri atıyor, niye öyle oluyor anlamıyorum ama olsun, ben düğmesine basıyorum ya...), kıdemli bir "frequent flyer"ım ama o koskoca şey'in nasıl olup da havalandığına halen aklım ermez, ayrıca o hamşo'nun "buharlı lokomotif" dediği sey galiba benim "demir at" dediğim hilkat garibesidir, bu tuhaf şey beyaz adam buralara gelmeden önce ortalıkta yoktu.

Gelelim mangal konusuna. Sinan'ın dediklerinin tamamına teknik anlamda katılıyorum. Söylediklerinin eksiği var fazlası yok. Kömürlü mangal gözden düşeli çok oldu. Weber'in sitesinde bile "Charcoal Grill - The grill that started it all" diye "modası geçmiş emektara saygı" kokan bir slogan ile tanıtılıyor (http://www.weber.com/bbq/).

Ve burada itiraf ediyorum ki odun kömürü ateşinin ürkütücü gaz formasyonu, eskimeye yüz tutan kafa kağıdı, gazlı mangalların "smoker" tertibatları ve Sinan gibi zırt pırt yemeğe gelen yüzsüzlerin varlığı beni bir gazlı mangal almayı düşünmeye itiyor. (Teniste de oniki kat tahta Dunlop Maxplay raketi terk edip metal bir raket almayı düşünmem on yıl kadar sürmüştü, düşünceyi fiiliyata geçirmeye karar verebildiğimde tahta raketler artık çoluğun çocuğun alay konusu olmaya terfi etmişlerdi).

Kömürlü mangala halen tutunuyor olmamın teknik hiç bir nedeni kalmadı, en son kale olan "koku" da gazlı mangalların "smoker"ı ile düştü.

Teknik nedenler bitti, kaldı psikoloji.

Insandan insana değişeceği kesin olmakla beraber genel olarak "yemek" konusunu "safi teknik" bir konu olarak algılayanların azınlıkta olduğunu zannediyorum.

Sinan ile iki gün boyunca teknede bata çıka taze ekmek, peynir, zeytin ve domates yedik. Şahaneydi.

Sofra kurulurken masanın orta yerine bir tek çiçek konunca yemegin tadı ne kadar degisir? Bence çok degisir. 

Pişen yemeğin başında durmak yemeğin tadını farkettirir mi? Bence fark ettirir, tencerenin kapağını açmasanız bile fark ettirir.

Göveçi taş firına sürerken o çok önemli lafi söylediğimde yemek daha güzel oluyor (birkaç nesil önceden gelme lafi burada tekrar edersem Erol'un beni atması gerekir).

Örnekleri çoğaltmak kolay. Tabii ki esasen yemeğin kendisinde "teknik" bir değisim olmamakla birlikte değişiklik yemeğin sizin tarafinızdan algılanmasında olabiliyor.

İşin psikolojik boyutunu geçersem belki bir gün bir gazlı mangal alırım.

Sevgiler
Turgut Uzer '76

(Yoksa hem döner, hem kokoreç, hem piliç çevirme, hem de mangal olarak kullanılabilecek gazlı, volkanik taşlı, "smoker" ve dügmesine bastığında Sinan'ın kafasına taş atma tertibatlı "turdöntezgaher-2" tasarımı üzerinde çalismaya başlasam mı?) TU.

(Zeki'nin marine edip Sinan'ın pişirdiği T-bone steak hakikaten enfesti. Zeki, T-bone steak'i esası bol soğan bir karışıma yatırmış, Sinan'ın da mangal gazlı olmasına rağmen (!!!) çok güzel pisirdiğini
itiraf edeyim) TU.