Döner Revisited

Back Up Next

Adı pek lazım olmayan bir dostumuz, bir zamanlar döner yapmayı kafasına koymuş. Gitmiş ucubik bir döner tezgahı tasarlamış, nakite sıkışmış bir imalatçı da bulup tezgah ucubesini imal ettirmiş. Sonra da döneri pişiremeyip ele güne rezil olunca oturup döner hakkında ileri-geri laflar eden bir yazı yazmış, döner yapmayı beceremediğini itiraf etmiş ve lafın kuyruğunu da şöyle bağlamış: "Döner işi meğer ihtisas işiymiş.."

Bu saptamanın ne kadar yanlış olduğu dün ayan beyan ortaya çıkınca lafı birazcık değiştirmek vacip oldu: "Döner işi meğer tesis işiymiş!!" Yani sağlam, uygun bir altyapı ile herhangi bir kazmanın mükemmel döner yapabileceği ispat edilmiş bulunuyor.

Efendim, bu sevgili arkadaşımız tarihe "1. Döner Faciası" olarak geçen trajediden sonra döner yapmaktan tamamen vazgeçtiğini açıklamış ve ucubik döner tezgahını imha etmişti. Beleş döner yeme ihtimalimizin ortadan kalkacağı kesinleşince paniğe kapıldım. Hemen facianın nedenlerini araştırmaya başladım. Uzuuun ve metodik araştırmalarımın neticesinde, imal edilen derme-çatma tezgah ile herhangi bir şey pişirmenin mümkün olamayacağı, iyi (gazlı) bir döner tezgahı ile döner işinin becerilebileceği sonucuna vardım. Bunun üzerine sevgili arkadaşımızı doldurma işlemlerine başladım. "Seeen kiii, donanmasının yelkenlerini atlastaaan, halatlarını ibrişimdeeen yaparak küffarın üstüne yürümüş Osman-ı Ali'nin torunusuuun!! Nasıl küçücük bir yenilgi ile ulu amacından vazgeçersin? Hangi döner senin engin bilgi ve deneyiminin karşısında pişmeden durabilirmiş? Haydi aslanım sen en büyüksün, ulusun, yücesin!!" Tabii bütün bunların yanısıra yeni tezgahın nasıl olması gerektiğini de mühendislik yaklaşımı çerçevesinde anlatıp teknik olarak işin fizibilitesine de ikna ettikten sonra bizimki gaza gelip ikinci döner tezgahını yaptırdı.

İşte dün, bu önemli olayı hep birlikte idrak ettik. Turdöntezgaher-2'nin açılış töreni vardı. Uçuk-kaçık, absurd fikirleri bir kenara bırakınca ortaya son derece fonksiyonel ve kullanışlı bir tasarım çıkmış. Hele hele ortada "ticari" kaygı da olmayınca çağımızın en kaliteli döner tezgahı üretilmiş.

"1. Döner Faciası" sırasında eve davet edilen dostların (kobaylar) açlıktan epey telefat verdikleri herkes tarafından kolaylıkla tahmin edilebilir. Aynı olayın tekrarlanmaması için (tabii biraz da ilk hezimetin getirdiği güven duygusu eksikliği ile) işin suyu çıkarılmış. "Ya bu sefer de döneri pişiremez, herkesi gece yarılarına kadar aç bırkırsak, çoluk-çocuk telef olur valla" diye dönerin yanında küçük bir kolorduya yetecek miktarda el kıyması ile özel olarak yapılmış Adana-Urfa kebaplar hazırlanmış. Zeytinyalılar ve salataların ise ucu bucağı görünmüyor. Ayrıca programın assolisti olarak 4 veya 5 kiloluk dev bir döner de var tabii...

Günler öncesinden bana telefonlar edilip, ikinci tezgahın benim dolduruşum nedeni ile gündeme geldiği, bu nedenle mutlaka gelip pişirmeye, kesmeye vs yardım etmem gerektiği sıkı sıkı tembihleniyor. Belli ki ilk faciadan sonra çok fena fırça yenmiş, bu sefer sorumluluğun üstüne atılacağı bir günah keçisi arayışı var. Bu seferki girişim de facia ile sonuçlanırsa komutana dönülecek, işaret parmağı beni işaret ederken denecek ki "İşte sorumlu budur, valla billa tezgahın yapımı için de o ısrar etti, pişirmek için dönerin başına geçip pişiremeyen de odur!! Onu asın, beni bırakın, ben masumum!!" Tamam komplonun farkındayım ama dönüşü olmayan bir yola girmişiz ve ok yaydan çıkmış bir kere.. Yapılacak birşey yok. Ben ilk döner faciasını yaşamadığımdan mıdır, yeni teknolojiye olan inancımdan dolayı mıdır yoksa çaresizlikten midir acayip bir güven duygusu içindeyim. Hele döner tesislerini görünce iyice keyfim yerine geldi. Bakın döner tezgahı demiyorum, "döner tesisleri" diyorum. Çünkü gördüğüm nesne bir döner pişirme aparatı filan diil, resmen Irak'taki Amerikan ordusunun sahra mutfağı. Döner tezgahının yanında ilave bir ızgara tesisi var ki ben diyeyim Chernobil'in patlamadan önceki hali, siz deyin Petkim Petrokimya Tesisleri. O kadar karmaşık yani. Zaten ızgara Tesislerinde meydana gelen felaketin nedeni de bu karmaşılık.. Bu kadar gelişmiş bir sistemi yeterince gelişmemiş birisinin komutasına bırakırsanız sistem mutlaka çöker!! Bunu ayrıca irdeleyeceğiz, şimdi konumuz döner..

Neyse efendim, bir cahil cesareti ile döner tezgahının başına geçtik. Özenle hazırlanmış, dikkatle paketlenmiş döneri tezgaha yerleştirdik. Daha milletin kapıya dayanıp "hadi acıktık" demesine 3 saat filan var. Döneri de ateşten iyice uzağa yerleştirdik ki, dışı yanmadan içi iyice pişsin. Beklerken diğer tahkimatı gözden geçirelim dedik. Döner bıçaklarını sordum. Bizimki içeriden 2 tane pala getirdi. Amanın, küçük olanı Zülfikar'dan 2 karış daha uzun, büyüğünü hiç sormayın. Neyse, gözucu ile dönercilerde gördüğüm için bi de masat sorayım dedim, önüme getirilen masat Don Kişot'un mızrağı gibi bişey. Dönerimiz ateşin karşısında biraz terlemeye ve yağları hafiften damlamaya başlayıncaya kadar cesaret için içmeye karar verdiğimiz bikaç kadeh şarap, bikaç şişe boyutuna da ulaşmış olduğundan, dönerin dayanılmaz cazip kokusu sayesinde kasap kedileri gibi etrafımızda dolanan tüm davetliler ben döner bıçağını her elime aldığımda nedense çil yavrusu gibi dağılmaya başladılar.

Sonuçta koca döneri heder etmeden güzeeelcene pişirip kesmeyi becerdik. Her yiyen mutlaka bir kez daha gelip yeni bir tabak daha istediğine göre güzel de olmuştu herhalde. Afrika'daki açlık sorununa çare olabilecek boyuttaki döneri biz çoluk çocuk bitirdiğimizde akşam olmuştu. Kimsenin değil yürüyecek, oturacak hali bile kalmamıştı. Allahtan hava da mükemmeldi de hepimiz çimlere yayıldık. Bir anda ortaya çıkan Hennessy XO konyak eşliğinde geviş getirmeye başladık.

Sabah uyandığımda hala alkollü ve toktum...

Kıssadan hisse: Döner işi ihtisas işi filan diil, tesis ve teknoloji işiymiş... Yeterli tesis ve ekipman olursa bizler bile mükemmel bir dönerciye dönüşebiliyormuşuz...